Kategori arşivi: Hayat

Anne-Babalar Dikkat

Facebook’ta çok sevdiğim bir abim paylaşmıştı. Bir baba olarak okurken kendimi irdeledim, düşündüm ve ben de bunu paylaşmalıyım dedim . Umarım faydalı olur.

Öncelikle ebeveynler çocukları ile vakit geçirirken, ilginin yoğunluğundan çok, sürekliliğinin önemli olduğunu akıllarından çıkarmamalıdırlar. Çocuklarıyla 2-3 gün peşpeşe oynayıp, haftanın geri kalanında bunu hiç yapmıyorlarsa ya da çok istikararsız bir şekilde bunu yapıyorlarsa, bu ilgi amacına pek ulaşmayacaktır. Bu noktada mühim olan; kısa süre de olsa istisnai durumlar dışında her gün çocukla birebir zaman geçirmektir. Bazen anneler bu durumu yanlış yorumlamaktadırlar. “Zaten biz tüm gün çocukla birlikteyiz, daha ne kadar zaman geçireceğiz?” diye sormaktadırlar. Ancak bizim kastettiğimiz “kaliteli” zamandır. Yani, annenin çocuğun yapmaktan hoşlandığı bir aktiviteye eşlik etmesidir.

Mesela çocuk çizgi film izlemekten hoşlanıyorsa annen de o sıra elindeki işi her ne ise onu bırakıp çocuğun çizgi film keyfine aktif bir şekilde ortak olmalıdır. Ve ya çocuk legolarla oynamayı seviyorsa, anne yanına oturup eline legoları alıp ona eşlik etmelidir. Böylece çocuk kendisini değerli hisseder, sevildiğini düşünür.

Çünkü, o an, annesi yemek yapmamakta, komşu ile sohbet etmemekte ya da ev süpürmemektedir; kısacası başka hiçbir şey ile ilgilenmemekte, tamamen kendisi ile birliktedir.

Tabi bu demek değildir ki çocuğun baba ile birlikte zaman geçirmesine gerek yoktur.

Baba için de çocukla düzenli ve kaliteli zaman geçirmek önemlidir. Daha doğrusu, bu babadan çok, çocuk için önemlidir. Çünkü çocuk çoğu zaman babayı gün içerisinde çok sınırlı bir zaman diliminde görmektedir. Bu sınırlı zaman içerisinde en azından çok sınırlı olsa da çocuk babayla ortak paylaşımda bulunmalıdır. Özellikle erkek çocukların cinsel kimlik gelişimi açısından babanın rolü çok önemlidir.

Çocukla paylaşılan zamanda yapılacak aktiviteler çocuğun yaşına göre değişiklik gösterebilir. 0-2 yaş arası bir bebekle ebeveyn garip sesler çıkarıp ya da saklanıp ilgisini çekerek çeşitli oyunlar oynayabilir. Okul öncesi dönemde koşma-yakalama gibi oyunlarla, bazen birlikte çizgi film izleyerek vakit geçirilebilir. Yaş ilerledikçe konulu evcilik oyunları, birlikte yapılan yap-bozlar paylaşımda bulunmanın keyifli yollarıdır. Okul çağındaki bir çocukla tiyatroya gitmek, müze gezmek ekstra olarak yapılabilecek aktivitelerdir. Ergenlikte ise, örnekler baba-oğul sinemaya gitmek, anne-kız kahve içmek gibi çeşitlendirilebilir.

Biz yetişkinler için bile birlikte vakit geçirmek sevdiğimizi ve sevildiğimizi hissetmenin en belirgin yollarından biridir. Uzakta iken en çok ,sevdiğimiz kişileri görmeyi, onlarla çay içmeyi, sohbet etmeyi özleriz. Sevdiğimiz kişi ile ömrümüzün geri kalanını birlikte geçirmek isteriz. Eşimiz mantıklı nedenlerden dolayı da olsa bizi biraz ihmal etse, bunu hemen dile getiririz. Kaldı ki çocukların bu ihtiyacını çok görmemek gerekir.

Mesele saatlerce zamanımızı çocukla geçirmek değil; günde 15-20 dakika gibi kısa bir süre de olsa düzenli ve istikrarlı bir şekilde, çocuğumuzun yapmaktan hoşlandığı etkinliğe ortak olmaktır.

Her çocuğun sevildiğini bilmek bir kenara, bu konuda emin olmak istediğini unutmamalıyız. Bu onların en büyük hakkıdır.

Canan Cantürk
Uzman psikolog

Doğru Algoritma Hayat Kurtarır

 

İlginç bir başlık, belki de çok iddalı. Olabilir belki bir hayat kurtarmayabilir ama bence zamanın önemini anlatıyor.

Dün gece bir iş için geliştirmem gereken 10 haneli bir şifre algoritmasını düşünürken aslında bilgisayarımı ne kadar fazla yorduğumu gördüm.

Topu topu 500.000 adet unique şifre üretme işlemi 16 saat (evet yazıyla on altı saat) sürer mi? Ben de sürdü. Bugün yazmış olduğum kodları incelerken bu süreyi nasıl kısaltırım, bu iş  bu kadar sürmemesi lazım diye düşünürken ne kadar fazla gereksiz kod kullandığımı gördüm.

İşe ilk olarak onları temizlemekle başladım. Sonra baktım ciddi bir hızlanma söz konusu…

Derken doğru döngülerin, doğru metotların hatta doğru değişkenlerin doğru yerde kullanılmasının hızı ne kadar etkilediğini görünce gözlerime inanamadım.

16 saatte ürettiğim 500.000 adet şifreyi 50 dakika 02 saniye gibi bir sürede üretince “her kod yazanın programcı olamayacağını” bir kez daha anladım…

KIRMIZI İBİKLİ KÜÇÜK TAVUK

Zamanın birinde bir çiftlikte kırmızı ibikli küçük bir tavuk yaşarmış. Tavuk kendi yiyeceğini kendisi bulur ve bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat yaşarmış. Bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş. Ancak nasıl ekeceğini bilmediği için arkadaşlarından yardım istemiş:

‘- Bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edecek ?’

Ördek cevaplamış:
‘- Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim. Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın.’

Domuz oradan seslenmiş:
‘- Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım.’

Fare hemen atlamış:
‘- Ben buğday ekiminden anlamam ancak kahve ekmek için gereken parayı sana borç verebilirim, sonra ödersin.’

Ticaretten ve tarımdan anlamayan kırmızı ibikli şirin tavuk, bu sözler sonrasında kahve ekmeye karar vermiş ve buğdaydan vazgeçmiş.

Ancak kahve nasıl ekilir bilmediğinden yine yardım istemiş: ‘- Kahve ekmek için kim bana yardım edecek?’

Ördek:
‘- Ben yardım edemem, ancak kahvenin çabuk büyümesi için gereken gübreyi sana satabilirim’ demiş.

Domuz:
‘- Ben kahve yetiştirmekten anlamam ancak kahveleri zararlı böceklerden korumak için ilaca ihtiyacın var, istersen sana satarım’ demiş.

Fare de:
‘- Gübre ve ilaç için gereken parayı istersen sana borç olarak veririm ‘ demiş.

Sonunda kırmızı ibikli tavuk çalışmaya başlamış, çalışmıııııış çalışmış.

Kahve yetiştirmek buğday yetiştirmekten daha zormuş ve daha çok gübre ve ilaç gerekiyormuş. Ama tavuğumuz sonunda çok zengin olacağını hayal ederek sabretmiş. Ve sonunda hasat zamanı gelmiş ve gerçekten de tavuk çok miktarda ürün elde etmiş, kendisine yol gösteren arkadaşlarına seslenmiş:
‘- Kahveleri satmama kim yardım edecek?’

Ördek:
‘- Ben yardım edemem, ancak kahveleri işlemek ve paketlemek için benim fabrikama getirmelisin.’

Domuz:
‘- Ben de yardım edemem, zaten her önüne gelen kahve ektiği için kahve fiyatları çok düştü, senin kahven beş para etmez.’

Fare:
‘- Ben bu işlerden anlamam, ayrıca artık sana verdiğim borçları ödemen lazım.’

Sonunda kırmızı ibikli küçük tavuk gerçeğin farkına varmış ve buğday yerine kahve ekmenin büyük bir hata olduğunu anlamış, çünkü borç içinde imiş ve yiyecek tek bir lokması yokmuş. Açlıktan ölmemek için yine yardım
istemiş:
‘- Yiyecek bir kaç lokma bulmama kim yardım edecek?’

Ördek:
– Ben yardım edemem, senin hiç paran yok.’

Domuz:
‘- Ben de yardım edemem, zaten herkes kahve ektiği için buğday eken de kalmadı, yiyecek yok.’

Fare:
‘- Ben yiyecek bulamam. Ancak bana borçlarını ödemediğin için para yerine senin tarlanı almak zorundayım, iyi bir tavuk olursan, belki senin o tarlada boğaz tokluğuna çalışıp, benim için buğday yetiştirmene izin verebilirim.

Şimdilerde bizim kırmızı ibikli küçük tavuğumuz, artık farenin olan eski tarlasında buğday yetiştiriyor ve karnını doyurmaya çalışıyor.

Kaynak : İngiltere’de ilkokullarda okuma kitabı olarak okutulan  ‘The Little Red Hen’ kitabı.

Telefon Dolarıcılarının Yeni Yöntemi !!!

Çok sevdiğim ve yakınen tanıdığım bir öğretmen arkadaşımdan gelen mail, doğrudur/yanlıştır kararı size kalmış Ben bilgilendireyim de benden günah gitsin 😀

“Size  Cumartesi günü başımdan geçen çok çirkin bir olayı  anlatmak istiyorum.  Cumartesi günü 0544 243 87 83 numaralı bir telefon, beni arayıp adımı  vererek benimle görüşmek istediğini söyledi. Ben de  aranan kişiyle konuştuğunuzu söylediğimde bana,  “Ben ….. asayişten arıyorum yaka numaram bu deyip,  bu numaradan dün aksam ….. no’ lu telefona  astsubay ….. isimli kişiye 7 kere küfürlü  mesaj atıldığını ve bu yüzden de  telefonumun  izlenmeye alındığını ve hakkımda suç duyurusunda  bulunulduğunu, savcılığa gidip ifade vermem  gerektiği” söyledi.   Ben de “adımı bilen insan benim iş ve ev adresimi  de bilir; böyle bir iş varsa gelin beni bulun, şu an size  yardımcı olamam dedim.”  Telefonun diğer ucundaki şahıs (tahminen 45-50  yaşlarında olsa gerek) bana bağırmaya başlayıp “Mecbursunuz  yardımcı olacaksınız  şimdi sizi …. Savcılığına aktarıyorum. 154 ü  tuşlayın.” dedi.    Ben de hiçbir yeri tuşlamayacağımı söyleyip bayağı  bir bağırıştan sonra telefonu kapattım. Amacım en  yakın karakola gidip ilgili numarayı aratmaktı.     Bu arada tesadüfen konuştuğum bir mahalle esnafı bunun  son günlerde defalarca yapıldığı söyleyip en son bir  mağaza sahibinin 154 ü  tuşlandığını ve telefonu otomatik olarak yurtdışı  görüşmelere açılıp yaklaşık 2-3 Milyarlık fatura  geldiğini söyledi….  Karakolların ve savcılığın bu olayla son  günlerde defalarca karsılaştığını ve sadece o semtte  o gün 23 defa bu konuyla ilgili oradaki karakola müracaat  olduğunu söyledi. Sadece aman diyorum dostlar aman, dikkat  edelim bu çete işi…”

154 ü  TUŞLAMAYIN SAKIN,.. KİM NE DERSE DESİN.


 Lütfen sizler de arkadaşlarınıza  yollayın ve onları uyarın.

USTA ve ÇIRAK

Facebook’ta bu aralar sıkça paylaşılan bir hikaye, herkesin okumasını tavsiye ederim;

Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta, öğrencisini uğurla…mış. Çırağına ” Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın?” demiş.
” Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” diye ilave etmiş. Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş. Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş.
Öğrenci resmi yeniden yapmış.Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş.
• Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş.
• Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş.
Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş. Usta ressam şöyle demiş:
“İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.

İkincisinde, onlardan müspet,yapıcı,olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.
• Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın.
• Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma.
• Asla bilmeyenle tartışma

Bilişim Teknolojileri Dersi Ne Kadar Gereksiz?

http://www.abdullahbozkurt.com/2011/02/bilisim-teknolojileri-dersi-ne-kadar-gereksiz/ adresinden alıntı yaptığım şu yazıyı mutlaka okumanızı tavsiye ederim…

”Çağımız bilişim ve bilgi çağı. Artık 4-5 yaşındaki çocuklar bile bilgisayar kullanmayı biliyorlar. Bir kere şu devirde çocuklar word’ü, excel’i bile yalayıp yutmuş olarak dünyaya geliyor. Okullarda Bilişim Teknolojileri diye bir dersin olması çok saçma. Neden saçma? E zaten çocuklar biliyor bilgisayar kullanmayı. Benim 5 yaşındaki oğlan bi oyundan 25 TL kazanmış, çocuk bilgisayarın her şeyini biliyor. Zehir gibi valla…” şeklinde devam ediyor… bilinçsizliği yansıtan cümleler.

Milli Eğitim Bakanlığı da az önce söylediğim cümleleri kafa sallayarak onaylıyor olacakki, Bilişim Teknolojileri Dersi git gide yok edilmeye, Bilişim Teknolojileri öğretmenleri okulun teknik servis elemanı gibi kullanılmaya başlandı.

Pekiyi gerçekten de Bilişim Teknolojileri dersine ihtiyaç yok mu artık? Pekiyi şimdi ihtiyaç yoksa ne zaman ihtiyaç vardı bu derse? Neden böyle bir ders yokken müfredata sokuldu ve şimdi yavaş yavaş kaldırılmaya çalışılıyor?

Şimdi yavaş yavaş kaldırılmaya çalışılıyor çünkü insanlar Bilişim Teknolojileri dersini word, excel ya da herhangi bir programın öğretildiği bir ders olarak algılıyorlar. Halbuki Bilişim Teknolojileri dersinin asıl amaçlarından biri bilgisayarı doğru yerde, doğru bir şekilde kullanmayı öğretmektir. Internet kullanımında maddi ve manevi tehlikelere karşı öğrencilerin (bireylerin) kendilerini korumalarını öğrenmeleri ve bunları uygulayabilecek yeterliğe ulaşmalarını sağlamaktır.

Bilişim Teknolojileri dersi kaldırıldığında neler olur pekiyi?

  • Çocuklar facebook kullanmayı bilebilirler ama kendilerine arkadaşlık teklif eden kötü niyetli yabancı kişilere karşı kendilerini korumayı bilemeyecekler
  • Öğrenciler ödevlerini internetten arayıp bulmayı bilebilirler ama bu ödevleri araştırırken karşılarına çıkan yaşlarına uygun olmayan linklere bilinçsizce tıklayarak maddi ve manevi yıkıma uğrayacaklar
  • Öğrenciler e-posta adresi almayı ve e-posta hesaplarını kullanmayı bilebilirler ama ilerleyen yıllarda sahtekar kişilerce e-postalarına gönderilen “lütfen kredi kartı bilgilerinizi güncelleyiniz” linkine tıklayarak maddi kayba uğrayacaklar
  • Bilişim Teknolojileri dersi olmazsa Musa Kang’ların sayısında artış görülecek
  • Bilişim Teknolojileri dersi olmazsa çocuklar ahlak çöküntüsü yaşayacak
  • Bilişim Teknolojileri dersi olmazsa; insanlar internet üzerinden tanıştıkları kötü niyetli kişilere inanacak ve maddi manevi yıkıma uğrayacaklar
  • Bilişim Teknolojileri dersi olmazsa her türlü işlemin internet üzerinden yapıldığı/yapılacağı bu çağda bireyler kolaylıkla kandırılabilecek

Evet… Bilişim Teknolojileri dersinin tek amacı çocuklara bir kaç program öğretmek ve internette bir kaç işlemi yerine getirmeyi öğretmek değildir! Bilişim teknolojileri dersi, aynı zamanda bireylerde güvenli internet kullanımı, yeni teknolojilere uyum sağlamayı ve gelişen teknolojinin farkındalığını sağlamaktır. Bu ders bu devirde her şey değildir ama bu devirde Bilişim Teknolojileri gibi bir derse kesinlikle ihtiyaç vardır.

Merak ediyorum; acaba benim sığ düşüncelerimle ortaya koyduğum bu basit düşünceleri, MEB yetkilileri göz önünde bulundurarak mı Bilişim Teknolojileri dersini yok etme yolunda hareket ediyorlar. Yoksa geleceğe dair bir öngörünüz mü yok…?

Son olarak sizi Fatih Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Özsoy tarafından yazılan bir yazı ile baş başa bırakıyorum. Yazıdaki probleme ilişkin çözüm nedir dersiniz!?

çocuklar ödev başında pornoyla tanışıyor

Alanya Keykubat Eğitimciler Derneği ile Mili Eğitim Müdürlüğü’nün işbirliği ile düzenlenen ‘Öğretmenlik Mesleği Uyum Semineri’ne konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Osman Özsoy, ‘İnternetin Bireysel ve Toplumsal Hayata Etkileri’ konusunu işledi.

Özel Ufuk İlköğretim Okulu konferans salonundaki konferansta konuşan Prof. Dr. Osman Özsoy, interneti, öğrencilere doğru kullandırmak gerektiğini ifade etti.

Prof. Özsoy, internette kişilerin birbirlerini tanımadığı arkadaşları olduğunu söyledi. Çocukların yüzde 80’inin porno ile ilk defa ödev yaparken karşılaştığını belirten Prof. Özsoy, zararlı sitelere girilmesini engellemek için bir çok filtre programları geliştirilmesine rağmen, kesin bir çözüm bulunamadığını ifade etti.

”ÖĞRETMEN, ÇOCUKLARA BİLGİSAYARI NASIL GÜVENLİ KULLANACAĞINI DA ÖĞRETMELİ”

Öğretmenlerin, çocukların internetten ödev yapmalarını sağlarken, o kaynaklara nasıl ulaşacaklarını, bilgisayarı nasıl güvenli kullanacağını da öğretmesi gerektiğini belirten Prof. Özsoy, bu konuda katılımcı öğretmenlerin dikkatini çekti. İnternet ortamında dünyada bir günde 420 milyar e-mail kullanıldığını belirten Prof. Özsoy, öğretmenlere öğrencilerinin ellerinden tutması gerektiğini söyledi.

“ÜLKEYİ KALKINDIRMAK İÇİN 17 BİN YETİŞMİŞ İNSAN LAZIM”

Bir ülkeyi kalkındırmak için 17 bin yetişmiş insana gerek olduğunu belirten Prof. Özsoy, Türkiye’de 670 bin öğretmenin birer öğrencinin elinden tutarak ülke için yetiştirmesini istedi. ‘Hayali olan hayal aşılar’ diyen Özsoy, öğretmenlere adı anılmayacak öğretmen olmamalarını söyledi. Öğretmenin kendisini öğrencisine sevdirmesi gerektiğini belirten Prof. Özsoy, “Öğrencileri iyi anlamak gerekir. Onların kabiliyetlerini keşfetmek gerekiyor. Onlara kendinizi sevdirin ki dersinizin gelmesini iple çekmelidir. Öğrenci, öğretmenini özlemelidir. Öğretmen öğrencinin adeta idolü olmalıdır.” dedi.

Yaklaşık 300 yeni öğretmenin katıldığı seminerde, Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Geçici de ‘Madde Bağımlılığı ve Öğrencileri Bu Alışkanlıklardan Korumanın Yolları’ konusunu işlerken, Akdeniz Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Osman Nuri Demirel de ‘Eğitimde Yeni Yaklaşımlar ve Doğru Örnekler’ üzerinde durdu.

Alanya Keykubat Eğitimciler Derneği Başkanı Ali Oğuz da dernek faaliyetlerinden söz etti. SBS hazırlık kursları, deneme sınavları, konferanslar, seminerler, tiyatrolar, bilgi yarışmaları, öğretmenler arası halı saha futbol turnuvası, voleybol turnuvası, yaz okulu, yurt içi ve yurt dışı geziler düzenlediklerini ifade eden Oğuz, şunları ifade etti:

“Öğretmenliğin kutsal bir meslek olduğuna inanıyoruz. Sizler bu camianın taze fidanlarısınız. Teorik olarak bunun eğitimini aldınız. Fakat her şey kitaplarda yazıldığı gibi cereyan etmiyor. Nasıl ki anne baba olmak teoriden ibaret değilse, çocuklar büyüdükçe anne baba olmak öğreniliyorsa, sizler de bu hamurun içerisinde yoğrulacaksınız, yeni stratejiler geliştireceksiniz. Fakat bu konuda daha önce kazanılmış birtakım tecrübelerden istifade edilmesi gerektiğini de asla unutmamak gerekir. İşte bu seminerle mesleğe büyük bir heyecanla adım atan siz değerli arkadaşlarımıza bir nebze olsun faydalı olabilirsek ne mutlu bize.”
Kaynak: haber7.com

Hoşçakalın…

Bilgisayar Dişi Midir? Erkek Midir?

Bu soru sürekli olarak tartışılıp geyik muhabbetine dönüşmektedir.

Facebookta ortaokul öğretmenimin paylaşımıyla aklıma düştü, böyle bir blogun ziyaretçilerinin bu konudaki düşünceleri nelerdir?

Bir bilgisayarın cinsiyeti olsaydı dişi mi olurdu yoksa erkek mi?

Yorumlarınızı bekliyorum…